Tahkim Hukuku • Milli ve Milletlerarası Tahkim
Ana Sayfa  ›  Makaleler  ›  Milli ve Milletlerarası Tahkimde Tahkime Elverişlilik Kavramı, Hukukî Niteliği ve Uygulama Alanı

Milli ve Milletlerarası Tahkimde Tahkime Elverişlilik Kavramı, Hukukî Niteliği ve Uygulama Alanı

Tahkime elverişlilik, yalnızca tahkim sözleşmesinin geçerliliğini değil; hakem heyetinin yetkisini, hakem kararlarının iptalini ve yabancı hakem kararlarının tanınması ile tenfizini de doğrudan etkileyen temel bir hukukî kurumdur.

📅 1 Ağustos 2026 🔄 11 Ağustos 2026 📖 13 Dakika Okuma 👁 — ⚖️ Tahkim Hukuku

Milli ve Milletlerarası Tahkimde Tahkime Elverişlilik Kavramı, Hukukî Niteliği ve Uygulama Alanı

Kısa Cevap

Tahkime elverişlilik, bir uyuşmazlığın devlet mahkemeleri yerine hakemler tarafından karara bağlanmasına hukuk düzeninin izin verip vermediğini belirler. Türk hukukunda HMK m. 408 ve MTK m. 1/4 uyarınca Türkiye’de bulunan taşınmazlar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar ile tarafların serbestçe tasarruf edemeyecekleri uyuşmazlıklar tahkime elverişli değildir. Bu nedenle geçerli bir tahkim anlaşmasının bulunması tek başına yeterli değildir; somut talebin niteliği ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu makalede tahkime elverişlilik; kavramı ve hukukî niteliği, milli ve milletlerarası tahkimdeki kanunî sınırları, kamu düzeniyle ilişkisi ve uygulamada uyuşmazlık türlerine göre ortaya çıkan sonuçları bakımından incelenmektedir. Değerlendirmede mevzuatın yanı sıra Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu ve ilgili Bölge Adliye Mahkemesi kararları ile öğretideki görüşlerden yararlanılmaktadır.



1. Giriş

Tahkim, tarafların mevcut veya gelecekte doğabilecek özel hukuk uyuşmazlıklarını devlet mahkemeleri yerine bağımsız ve tarafsız hakemler aracılığıyla çözüme kavuşturmayı kararlaştırdıkları alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Özellikle ticari ilişkilerin uluslararası nitelik kazanması, teknik uzmanlık gerektiren uyuşmazlıkların artması ve yargılamaların daha kısa sürede sonuçlandırılmasına duyulan ihtiyaç, tahkimi günümüzde en çok tercih edilen uyuşmazlık çözüm yollarından biri hâline getirmiştir. Bununla birlikte tahkim, tarafların diledikleri her uyuşmazlığı hakemlere götürebilecekleri sınırsız bir sistem değildir. Hukuk düzeni, bazı uyuşmazlıkları devletin münhasır yargı yetkisi içerisinde bırakmış ve tahkimin uygulanabileceği alanı tahkime elverişlilik kurumu aracılığıyla sınırlandırmıştır.

Tahkime elverişlilik, tahkim hukukunun en temel kavramlarından biridir. Zira taraflar arasında usulüne uygun şekilde kurulmuş bir tahkim anlaşmasının bulunması, tek başına hakem yargılamasının yürütülmesi için yeterli değildir. Uyuşmazlığın hukuk düzeni tarafından tahkim yoluyla çözümlenmesine izin verilen bir nitelik taşıması da zorunludur. Bu yönüyle tahkime elverişlilik, tahkim anlaşmasının uygulanabilirliğini, hakem heyetinin görev alanını, hakem kararlarının iptalini ve yabancı hakem kararlarının tanınması ile tenfizini doğrudan etkileyen temel bir hukukî kurum niteliğindedir.

Türk hukukunda tahkime elverişlilik kavramı uzun yıllardır uygulamada yer almakla birlikte, bugünkü sistematik yapısına 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile kavuşmuştur. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde yalnızca tarafların iradelerine tabi olmayan işlerde tahkime gidilemeyeceği kabul edilirken, taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklardan doğan uyuşmazlıkların durumu açık şekilde düzenlenmemişti. Bu durum öğretide farklı görüşlerin ortaya çıkmasına ve uygulamada çeşitli tartışmalara neden olmuş; 6100 sayılı Kanun ile birlikte taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar açıkça tahkim dışında bırakılarak bu konudaki belirsizlik büyük ölçüde giderilmiştir. Aynı yaklaşım 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu bakımından da benimsenmiştir.

Bununla birlikte kanun koyucu, “iki tarafın iradelerine tabi olmayan işler” kavramını tanımlamamış; yalnızca genel bir ölçüt belirlemekle yetinmiştir. Bu nedenle tahkime elverişliliğin kapsamı, kanun hükümlerinden ziyade öğreti ve yargı kararları aracılığıyla şekillenmektedir. Nitekim son yıllarda Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlar; kamu düzeni, tarafların serbest tasarruf yetkisi, emredici hukuk kuralları ve üçüncü kişiler üzerindeki etkiler gibi ölçütleri esas alarak tahkime elverişliliğin sınırlarını somutlaştırmaktadır. Özellikle şirketler hukuku, kira hukuku, fikrî mülkiyet hukuku, rekabet hukuku ve tüketici hukukundan doğan uyuşmazlıklar bakımından verilen kararlar, uygulamanın gelişim yönünü göstermesi bakımından önem taşımaktadır.

Tahkim kurumunun gelişimi yalnızca taraf iradesinin güçlendirilmesi bakımından değil, yargı sisteminin etkinliği bakımından da önem taşımaktadır. Günümüzde mahkemelerin artan iş yükü, teknik uzmanlık gerektiren uyuşmazlıkların çoğalması ve makul sürede yargılanma hakkına ilişkin sorunlar dikkate alındığında, kanunun izin verdiği alanlarda tahkim yolunun etkin biçimde kullanılmasının hem tarafların menfaatine hem de yargı sisteminin işleyişine katkı sağlayacağı açıktır. Ancak bu yaklaşımın, kanun koyucunun açıkça tahkim dışında bıraktığı uyuşmazlıkların kapsamının daraltılması anlamına gelmediği de kuşkusuzdur. Kamu düzenini doğrudan ilgilendiren ve tarafların serbestçe tasarruf edemeyecekleri hukukî ilişkiler bakımından devlet yargısının münhasır yetkisi devam etmektedir.

Özet

Tahkime elverişlilik, tahkim anlaşmasının geçerliliği ile sınırlı olmayan; hakem heyetinin yetkisini, iptal denetimini ve yabancı hakem kararlarının tenfizini etkileyen kamu düzeni bağlantılı temel bir tahkim kurumudur.


2. Tahkime Elverişlilik Kavramı

2.1. Tahkime Elverişlilik Kavramı ve Hukukî Niteliği

Tahkim yargılamasının uygulanabilmesi, yalnızca taraflar arasında geçerli bir tahkim sözleşmesinin bulunmasına bağlı değildir. Bunun yanında, uyuşmazlığın hukuk düzeni tarafından tahkim yoluyla çözümlenmesine izin verilen bir nitelik taşıması da gerekir. Bu sınırı belirleyen kurum ise tahkime elverişlilik olarak adlandırılmaktadır.

Genel kabul gören tanıma göre tahkime elverişlilik, bir uyuşmazlığın devlet mahkemeleri yerine hakemler tarafından çözümlenebilmesine hukuk düzenince izin verilmesini ifade eder. Başka bir ifadeyle tahkime elverişlilik, tahkim yargılamasının konu bakımından uygulanabileceği alanı belirleyen objektif bir sınırlandırmadır. Bu yönüyle yalnızca tahkim sözleşmesinin geçerliliğini değil, hakem heyetinin görev alanını ve devlet mahkemelerinin denetim yetkisinin kapsamını da belirleyen temel hukukî kurumlardan biridir.

Tahkime elverişlilik kavramı Türk hukukunda yeni değildir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 518. maddesinde yalnızca “iki tarafın arzularına tabi olmayan işlerde tahkim yapılamayacağı” belirtilmiş, ancak taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar bakımından açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu durum öğretide farklı değerlendirmelere ve uygulamada içtihat farklılıklarına neden olmuş; nihayet 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile birlikte taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklardan doğan uyuşmazlıklar açıkça tahkim dışında bırakılarak bu belirsizlik büyük ölçüde giderilmiştir. Aynı yaklaşım 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu bakımından da benimsenmiştir.

Öğretide tahkime elverişlilik, tahkim anlaşmasının taraf iradesinden bağımsız bir geçerlilik şartı olarak kabul edilmektedir. Taraflar, aralarındaki her uyuşmazlığı tahkim yoluyla çözmek konusunda anlaşmış olsalar dahi, hukuk düzeni o uyuşmazlığı tahkim dışında bırakmışsa hakemlerin uyuşmazlığın esasını inceleme yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle tahkime elverişlilik, taraf iradesiyle bertaraf edilemeyen emredici nitelikte bir sınırlandırma olarak değerlendirilmektedir.

Nitekim Yargıtay da güncel kararlarında aynı yaklaşımı benimsemektedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 10.06.2025 tarihli kararında tahkime elverişliliği devlet mahkemeleri yerine hakemlerin görev yapabileceği alanı belirleyen ve kamu düzenini ilgilendiren temel kurumlardan biri olarak nitelendirmiş; tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümlenemeyeceğini açıkça ifade etmiştir.

Benzer şekilde Hukuk Genel Kurulu da tahkimi, kanunun izin verdiği uyuşmazlıklar bakımından tarafların devlet mahkemeleri yerine hakemler aracılığıyla kesin ve bağlayıcı karar verilmesini kararlaştırdıkları alternatif bir yargılama yöntemi olarak tanımlamaktadır. Bu tanım, tahkim anlaşmasının tek başına yeterli olmadığını; uyuşmazlığın aynı zamanda tahkime elverişli olması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla tahkime elverişlilik yalnızca hakem heyetinin görev alanını belirleyen teknik bir usul kurumu değildir. Aynı zamanda hakem kararlarının iptali, yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi ile devlet mahkemelerinin denetim yetkisinin sınırlarını belirleyen temel hukukî ilkelerden biridir.

2.2. Tahkime Elverişliliğin Hukukî Dayanağı

Türk hukukunda tahkime elverişliliğin temel dayanağını 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu oluşturmaktadır. Her iki düzenleme de aynı temel ilkeyi benimsemekle birlikte, uygulama alanları bakımından birbirinden ayrılmaktadır.

Milli tahkim bakımından temel hüküm HMK'nın 408. maddesidir. Buna göre: “Taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklardan veya iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime elverişli değildir.” Milletlerarası tahkim bakımından ise aynı ilke MTK'nın 1/4. maddesinde düzenlenmiştir: “Bu Kanun, Türkiye'de bulunan taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar ile iki tarafın iradelerine tâbi olmayan uyuşmazlıklarda uygulanmaz.”

Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun milli ve milletlerarası tahkim bakımından ortak bir tahkime elverişlilik anlayışını benimsediği görülmektedir. Her iki düzenleme de iki temel sınırlama getirmektedir:

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi de 19.07.2023 tarihli kararında, yabancılık unsurunun yalnızca uygulanacak usul hükümlerini değiştirdiğini; buna karşılık tahkime elverişlilik bakımından HMK ile MTK'nın aynı temel esasları benimsediğini açıkça ifade etmiştir.

Kanuni Dayanak

Tahkime elverişlilik bakımından temel mevzuat hükümleri HMK m. 408 ile MTK m. 1/4'tür; her iki hüküm de taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlıklar ile tarafların serbest tasarrufuna kapalı işleri tahkim dışında bırakmaktadır.

2.3. Tahkime Elverişlilik ile Kamu Düzeni Arasındaki İlişki

Tahkime elverişlilik bakımından en çok tartışılan konulardan biri, bu kurum ile kamu düzeni arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır. Gerçekten de kanun koyucu, tarafların iradesine tabi olmayan uyuşmazlıkları tahkim dışında bırakmış; ancak bu kavramın hangi ölçütlere göre belirleneceğini açıkça göstermemiştir. Bu nedenle uygulamada kamu düzeni kavramı, tahkime elverişlilik değerlendirmesinde önemli bir ölçüt hâline gelmiştir.

Yargıtay uygulaması incelendiğinde, tahkime elverişlilik değerlendirmesinin çoğu zaman kamu düzeni kavramı çerçevesinde yapıldığı görülmektedir. Özellikle taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlıklar, cebrî icra işlemleri, kira tespit davaları ve tüketicinin korunmasına ilişkin bazı uyuşmazlıklar değerlendirilirken, uyuşmazlığın kamu düzenini ilgilendirip ilgilendirmediği üzerinde durulmaktadır.

Bununla birlikte öğretide kamu düzeni ile tahkime elverişlilik arasındaki ilişkinin kapsamı bakımından farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bir görüş, tahkime elverişliliğin esasen kamu düzeninin bir görünümü olduğunu kabul ederken; diğer görüş, kamu düzeni ile tahkime elverişliliğin birbirinden farklı hukukî kurumlar olduğunu, her kamu düzenine ilişkin uyuşmazlığın otomatik olarak tahkim dışında kabul edilmesinin isabetli olmayacağını savunmaktadır. Özellikle New York Sözleşmesi ile Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'da tahkime elverişsizlik ve kamu düzenine aykırılığın ayrı ret sebepleri olarak düzenlenmiş olması, bu tartışmanın temel dayanaklarından birini oluşturmaktadır.

Kanaatimizce de kamu düzeni, tahkime elverişlilik değerlendirmesinde göz ardı edilemeyecek temel ölçütlerden biridir. Ancak kanunun açıkça tahkim dışında bıraktığı uyuşmazlıklar dışında, yalnızca kamu düzeni kavramının geniş yorumlanması suretiyle tahkime elverişlilik alanının daraltılması, tahkim kurumunun gelişimini ve taraf iradesi ilkesini sınırlama sonucunu doğurabilir. Bu nedenle kamu düzeni değerlendirmesinin, uyuşmazlığın niteliği ve hukukî sonuçları dikkate alınarak somut olay bazında yapılması gerektiği düşünülmektedir.

2.4. Objektif ve Sübjektif Tahkime Elverişlilik

Öğretide tahkime elverişlilik genel olarak objektif ve sübjektif tahkime elverişlilik olmak üzere iki ayrı başlık altında incelenmektedir.

Objektif tahkime elverişlilik, uyuşmazlığın konusunun tahkim yoluyla çözümlenmeye uygun olup olmadığını ifade eder. Başka bir anlatımla burada incelenen husus, tarafların kim olduğu değil; uyuşmazlığın hukuk düzeni tarafından tahkim yoluyla çözümlenmesine izin verilip verilmediğidir. HMK'nın 408. maddesi ile MTK'nın 1/4. maddesi esas itibarıyla objektif tahkime elverişliliği düzenlemektedir. Taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar ile tarafların serbest tasarrufuna bırakılmamış işler bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Sübjektif tahkime elverişlilik ise tarafların tahkim sözleşmesi yapabilme ehliyetini ve temsil yetkisini ifade etmektedir. Burada değerlendirilen husus, tarafların geçerli bir tahkim anlaşması kurabilecek hukukî ehliyete sahip olup olmadıklarıdır. Gerçek kişiler bakımından fiil ehliyeti, tüzel kişiler bakımından temsil yetkisi ve kamu tüzel kişilerinin tahkim sözleşmesi yapabilme imkânı bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Öğretide bu ayrımın kapsamı ve hukukî niteliği bakımından farklı değerlendirmeler bulunmakla birlikte, uygulamada tahkime elverişlilik denildiğinde ağırlıklı olarak objektif tahkime elverişlilik anlaşılmaktadır. Bunun temel nedeni, hakem heyetinin öncelikle uyuşmazlığın konusunun tahkime uygun olup olmadığını incelemek zorunda olmasıdır. Taraf ehliyetine ilişkin meseleler ise çoğu zaman tahkim sözleşmesinin genel geçerlilik şartları çerçevesinde ayrıca değerlendirilmektedir.

Bu ayrımın uygulamadaki en önemli sonucu, hakem heyetinin önüne gelen uyuşmazlıkta yalnızca uyuşmazlığın niteliğini değil, aynı zamanda tahkim anlaşmasının taraflar bakımından geçerli şekilde kurulup kurulmadığını da değerlendirmekle yükümlü olmasıdır. Dolayısıyla objektif ve sübjektif tahkime elverişlilik birlikte, tahkim yargılamasının hukukî temelini oluşturan iki tamamlayıcı inceleme alanı niteliği taşımaktadır.


3. Tahkime Elverişliliğin Uygulama Alanı

3.1. Tahkime Elverişli Uyuşmazlıklar

Tahkime elverişliliğin uygulama alanı belirlenirken hareket noktası, uyuşmazlığın ait olduğu hukuk dalı değil; tarafların uyuşmazlık konusu hak üzerinde serbestçe tasarruf edip edemeyecekleridir. Bu nedenle tarafların sulh, kabul veya feragat yoluyla sona erdirebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıkları, kural olarak tahkim yoluyla çözümlenebilmektedir. Bu yaklaşım hem öğretide hem de yargı kararlarında istikrarlı biçimde kabul edilmektedir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 20.10.2022 tarihli kararında, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkların hakem veya hakem kurulu tarafından çözümlenmesini kararlaştırabileceklerini açıkça ifade etmiş; uyuşmazlığın sözleşmeden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya kanundan doğmasının tek başına önem taşımadığını, belirleyici ölçütün tarafların tasarruf yetkisi olduğunu belirtmiştir.

Bu kapsamda özellikle satış, eser, hizmet, distribütörlük, acentelik, lisans, franchise, inşaat ve benzeri ticari sözleşmelerden doğan alacak ve tazminat talepleri tahkim uygulamasının en geniş alanını oluşturmaktadır. Ticari hayatın ihtiyaçları dikkate alındığında, tarafların ekonomik menfaatlerine ilişkin bu tür uyuşmazlıkların hakemler tarafından çözümlenmesi, tahkim kurumunun ortaya çıkış amacıyla da uyumludur. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin çeşitli kararlarında distribütörlük sözleşmeleri, satın alma sözleşmeleri, fatura alacakları ve vade farkı taleplerinin tahkime elverişli olduğu kabul edilmiştir.

Tahkime elverişli uyuşmazlıklar yalnızca sözleşmeden doğan ilişkilerle de sınırlı değildir. Haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya kanundan kaynaklanan özel hukuk talepleri de tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri nitelikte oldukları sürece tahkim yoluyla çözümlenebilmektedir. Böylece tahkim, yalnızca sözleşme hukukuna özgü bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olmaktan çıkmakta; özel hukuk alanının önemli bir bölümüne uygulanabilmektedir.

Şirketler hukukunda da benzer bir yaklaşım görülmektedir. Özellikle şirket yöneticisinin azline ilişkin uyuşmazlıkların tahkime elverişli olduğu yönündeki yaklaşım son yıllarda yargı kararlarında ağırlık kazanmıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, şirket yöneticisinin görevden alınmasının tarafların iradesine tabi olduğunu ve bu nedenle tahkim yoluyla çözülebileceğini kabul etmiştir. Mahkemeye göre bu tür uyuşmazlıklar, üçüncü kişilerin hukukî durumunu doğrudan değiştiren statü kurucu davalar niteliğinde değildir.

Kira hukukunda da Yargıtay önemli bir ayrım yapmaktadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 10.06.2025 tarihli kararında, konut ve çatılı iş yeri kiralarından doğan kira alacağı ile tazminat taleplerinin tarafların serbest iradesine tabi olduğu ve bu nedenle tahkime elverişli bulunduğu kabul edilmiştir. Böylece Yargıtay, kira sözleşmesinden doğan bütün uyuşmazlıkların değil; yalnızca tarafların ekonomik menfaatlerine ilişkin taleplerin tahkim yoluyla çözülebileceğini ortaya koymuştur.

Uygulamada

Tahkime elverişlilik değerlendirmesinde belirleyici olan, uyuşmazlığın sözleşmeden veya başka bir kaynaktan doğması değil; tarafların uyuşmazlık konusu hak üzerinde sulh, kabul veya feragat edebilme serbestisine sahip olup olmamasıdır.

3.2. Tahkime Elverişli Olmayan Uyuşmazlıklar

Türk hukukunda tahkime elverişsiz kabul edilen uyuşmazlıkların temelini HMK'nın 408. maddesi ile MTK'nın 1/4. maddesinde yer alan iki sınırlama oluşturmaktadır. Bunlar; taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar ile tarafların serbestçe tasarruf edemeyecekleri işlerdir.

Taşınmazın aynına ilişkin davalar bu kapsamın en belirgin örneğidir. Tapu iptal ve tescil davaları, mülkiyet hakkının kazanılması veya sona ermesi, irtifak haklarının kurulması ya da kaldırılması gibi uyuşmazlıklar yalnızca taraflar arasında sonuç doğurmamakta; tapu sicili aracılığıyla üçüncü kişileri de etkileyen hukukî sonuçlar meydana getirmektedir. Bu nedenle kanun koyucu bu tür uyuşmazlıkları devlet mahkemelerinin münhasır görev alanında bırakmıştır.

Bununla birlikte taşınmazla ilgili her uyuşmazlığın tahkim dışında olduğu söylenemez. Örneğin kat karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan bedel alacağı, gecikme tazminatı, cezai şart veya ayıptan kaynaklanan tazminat talepleri taşınmazın aynına değil; tarafların sözleşmesel hak ve borçlarına ilişkindir. Bu nedenle uyuşmazlığın taşınmazla bağlantılı olması tek başına tahkime elverişsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Belirleyici olan, talebin aynî hak üzerinde değişiklik doğurup doğurmadığıdır.

Kira hukukunda da benzer bir ayrım yapılmaktadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kira alacağı ve tazminat taleplerini tahkime elverişli kabul ederken; kira bedelinin tespiti davalarının kamu düzeniyle bağlantılı olduğunu ve tarafların bu konuda tamamen serbest iradeye sahip olmadıklarını belirterek tahkim dışında bırakmıştır. Böylece aynı sözleşmeden doğan talepler arasında hukukî nitelik esas alınarak ayrım yapılmıştır.

Cebrî icra hukukundan doğan uyuşmazlıklar da tahkim dışında kabul edilmektedir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, cebrî icranın devletin egemenlik yetkisinin kullanılmasının doğal sonucu olduğunu; tarafların anlaşmasıyla icra dairelerinin yetkisinin ortadan kaldırılamayacağını ifade etmiştir. Bu nedenle cebrî icraya ilişkin uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümlenmesi mümkün görülmemektedir.

Tüketici hukukundan doğan uyuşmazlıklar bakımından da uygulama sınırlayıcıdır. Yargıtay, tüketicinin korunmasına ilişkin emredici düzenlemeler ve tüketicinin zayıf taraf olarak korunması ilkesi nedeniyle bu alandaki uyuşmazlıklara ihtiyatlı yaklaşmaktadır. Bununla birlikte, bu konuda öğretide farklı görüşlerin bulunduğu ve her tüketici uyuşmazlığının aynı şekilde değerlendirilmediği de belirtilmelidir.

Şirketler hukukunda ise en çok tartışılan konu genel kurul kararlarının iptalidir. Öğretide bu konuda farklı görüşler bulunmakta; özellikle kararın yalnızca taraflar arasında mı yoksa tüm pay sahipleri ve üçüncü kişiler bakımından mı sonuç doğurduğu tartışılmaktadır. Yargıtay uygulamasında ise genel kurul kararlarının iptaline ilişkin uyuşmazlıklara daha sınırlı yaklaşılmaktadır. Buna karşılık ortaklar arasındaki alacak ilişkileri veya ekonomik menfaatlere ilişkin uyuşmazlıkların tahkime elverişli olduğu yönündeki yaklaşım ağırlık kazanmaktadır.

Benzer ayrımlar fikrî mülkiyet ve rekabet hukukunda da görülmektedir. Lisans sözleşmeleri, telif bedelleri veya kullanım ücretlerinden doğan talepler tahkime elverişli kabul edilirken; marka veya patent sicilinde değişiklik doğuran hükümsüzlük davaları ile Rekabet Kurulunun münhasır yetkisine giren idarî yaptırımlar tahkim dışında değerlendirilmektedir.

Önemli

Uyuşmazlığın taşınmaz, tüketici, şirketler veya fikrî mülkiyet hukukuyla bağlantılı olması tek başına tahkime elverişsizlik sonucu doğurmaz; belirleyici olan, talebin tarafların serbestçe tasarruf edebileceği bir hakka mı yoksa üçüncü kişileri ve kamu düzenini doğrudan etkileyen bir statüye mi ilişkin olduğudur.

Pratikte Ne Anlama Gelir?

Bir sözleşmeye tahkim şartı eklenmeden veya mevcut bir tahkim şartına dayanılarak dava açılmadan önce yalnızca sözleşmenin türüne bakılması yeterli değildir. Talep sonucunun taşınmazın aynında, sicilde, statüde veya tarafların serbestçe tasarruf edemeyeceği başka bir hukukî alanda değişiklik doğurup doğurmadığı ayrıca incelenmelidir. Aksi hâlde tahkim yargılaması sonunda verilen karar iptal veya tenfiz engeliyle karşılaşabilir.

3.3. Milli ve Milletlerarası Tahkim Bakımından Değerlendirme

Tahkime elverişlilik bakımından milli ve milletlerarası tahkim arasında esaslı bir farklılık bulunmamaktadır. HMK m. 408 ile MTK m. 1/4, aynı temel ilkeyi benimsemekte; taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlıklar ile tarafların serbestçe tasarruf edemeyecekleri işlerin tahkim dışında olduğunu kabul etmektedir. Fark, esas itibarıyla uygulanacak usul kurallarından kaynaklanmaktadır.

Milli tahkimde yabancılık unsuru bulunmayan uyuşmazlıklara HMK hükümleri uygulanırken; milletlerarası tahkimde yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar bakımından MTK hükümleri uygulanmaktadır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi de bu ayrımı açık biçimde ortaya koymuştur.

Milletlerarası tahkim bakımından tahkime elverişlilik ayrıca yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi yönünden de önem taşımaktadır. New York Sözleşmesi'nin V/2(a) maddesi uyarınca, uyuşmazlığın tenfiz devletinin hukukuna göre tahkime elverişli olmaması hâlinde yabancı hakem kararının tenfizi reddedilebilecektir. Bu nedenle milletlerarası tahkimde tahkime elverişlilik yalnızca tahkim yargılamasının başlangıcında değil; hakem kararının icra kabiliyeti bakımından da belirleyici rol oynamaktadır.

3.4. Tahkime Elverişliliğin Usul Hukuku Bakımından Sonuçları

Tahkime elverişlilik yalnızca uyuşmazlığın konusuna ilişkin maddî hukuk sorunu değildir. Aynı zamanda tahkim yargılamasının her aşamasında dikkate alınması gereken temel bir usul şartıdır.

Öncelikle hakem heyeti, önüne gelen uyuşmazlığın tahkime elverişli olup olmadığını incelemekle yükümlüdür. Kompetenz-Kompetenz ilkesi uyarınca hakemler kendi yetkileri hakkında öncelikle kendileri karar verirler. Ancak bu yetki sınırsız olmayıp, uyuşmazlığın tahkime elverişli bulunması şartına bağlıdır.

Devlet mahkemeleri bakımından da tahkime elverişlilik önemini korumaktadır. Taraflardan birinin tahkim itirazında bulunması hâlinde mahkeme, tahkim sözleşmesinin geçerli ve uygulanabilir olduğunu tespit ederse davayı usulden reddeder. Buna karşılık uyuşmazlığın tahkime elverişli olmadığı sonucuna ulaşılırsa yargılamaya devlet mahkemesinde devam edilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 24.12.2024 tarihli kararı da bu yaklaşımı benimsemektedir.

Tahkime elverişlilik, hakem kararlarının iptalinde de önem taşımaktadır. HMK m. 439/2(g) ile MTK m. 15/A uyarınca tahkime elverişli olmayan bir konuda verilen hakem kararı iptal edilebilir. Bu husus kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkeme tarafından re'sen dikkate alınmaktadır. Aynı ilke yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizinde de geçerlidir. New York Sözleşmesi ile MÖHUK hükümleri uyarınca tahkime elverişsiz bir konuda verilen yabancı hakem kararının Türkiye'de tenfizi mümkün değildir.

Bütün bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, tahkime elverişliliğin yalnızca tahkim anlaşmasının kurulması aşamasında değil; hakemlerin yetkisinin belirlenmesinden hakem kararının iptaline ve yabancı hakem kararlarının tenfizine kadar tahkim yargılamasının bütün aşamalarını etkileyen temel bir kurum olduğu görülmektedir.


4. Değerlendirme

4.1. Yargıtay Kararları ve Öğretideki Yaklaşımlar

Tahkime elverişlilik kurumu, Türk tahkim hukukunda üzerinde en fazla tartışma yürütülen konuların başında gelmektedir. Bunun temel nedeni, gerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 408. maddesinde gerekse 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun 1/4. maddesinde yer alan “iki tarafın iradelerine tabi olmayan işler” ibaresinin kanun koyucu tarafından tanımlanmamış olmasıdır. Kanun, tahkime elverişli olmayan uyuşmazlıkların kapsamını genel bir ilke ile belirlemiş; bu ilkenin somut olaylara uygulanması ise büyük ölçüde yargı kararları ve doktrindeki değerlendirmelere bırakılmıştır.

Yargıtay'ın son yıllarda verdiği kararlar birlikte değerlendirildiğinde, tahkime elverişlilik bakımından temel ölçütün tarafların uyuşmazlık konusu hak üzerinde serbestçe tasarruf edip edememeleri olduğu görülmektedir. Nitekim Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 19.06.2020 tarihli kararında tahkimin yalnızca tarafların iradesine tabi bulunan uyuşmazlıklar bakımından mümkün olduğu açıkça belirtilmiş; HMK'nın 408. maddesinde düzenlenen ilkenin tahkime elverişlilik ilkesini oluşturduğu ifade edilmiştir. Bu karar, sonraki içtihatların da temel hareket noktasını teşkil etmektedir.

Benzer şekilde Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 10.06.2025 tarihli kararında tahkime elverişliliğin kamu düzenini ilgilendiren bir kurum olduğu vurgulanmış; taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar ile tarafların serbestçe tasarruf edemeyecekleri işlerin tahkim yoluyla çözülemeyeceği belirtilmiştir. Aynı kararda kira hukukuna ilişkin önemli bir ayrım yapılmış; kira alacağı ve tazminat talepleri tahkime elverişli kabul edilirken, kira bedelinin tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin olduğu ve tahkim yoluyla çözülemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Böylece Yargıtay, aynı hukukî ilişkinin farklı talepler bakımından farklı tahkime elverişlilik sonuçları doğurabileceğini kabul etmiştir.

Şirketler hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda da benzer bir yaklaşım görülmektedir. Ortaklar arasındaki alacak ilişkileri, yöneticilerin görevden alınmasına ilişkin talepler veya ekonomik nitelikteki şirket içi uyuşmazlıklar bakımından tahkim lehine bir yaklaşım benimsenirken; şirketin feshi, genel kurul kararlarının iptali veya ticaret siciline doğrudan etki eden talepler bakımından daha sınırlayıcı değerlendirmeler yapılmaktadır. Öğretide de özellikle üçüncü kişiler bakımından hukukî sonuç doğuran uyuşmazlıkların tahkim dışında kalması gerektiği yönünde ağırlıklı bir görüş bulunmaktadır.

Fikrî mülkiyet ve rekabet hukuku alanında da benzer bir ayrım dikkat çekmektedir. Lisans sözleşmeleri, telif bedelleri veya rekabet ihlalinden doğan özel hukuk tazminat talepleri tahkime elverişli kabul edilirken; kamu otoritesinin münhasır yetkisine giren idarî yaptırımlar veya sicilde değişiklik doğuran hükümsüzlük kararları tahkim dışında değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, tahkime elverişlilik değerlendirmesinde uyuşmazlığın ait olduğu hukuk dalından ziyade, talebin hukukî sonucunun esas alındığını göstermektedir.

Öğretide ise özellikle tahkime elverişlilik ile kamu düzeni arasındaki ilişkinin kapsamı bakımından farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bir görüş, kamu düzenini ilgilendiren uyuşmazlıkların tahkim dışında kalmasının doğal sonucu olarak tahkime elverişlilik değerlendirmesinin kamu düzeni ekseninde yapılması gerektiğini kabul etmektedir. Buna karşılık diğer bir görüş, kamu düzeni ile tahkime elverişliliğin farklı hukukî fonksiyonlara sahip olduğunu; bu nedenle her kamu düzeni unsurunun otomatik olarak tahkime elverişsizliğe yol açmayacağını savunmaktadır. Özellikle New York Sözleşmesi ile MÖHUK'ta tahkime elverişsizlik ve kamu düzenine aykırılığın ayrı ret sebepleri olarak düzenlenmiş olması, bu ikinci görüşün dayanaklarından biri olarak gösterilmektedir.

Hakem kararlarının iptali bakımından da tahkime elverişlilik belirleyici bir işlev üstlenmektedir. HMK'nın 439. maddesi ile MTK'nın 15. maddesi uyarınca tahkime elverişli olmayan bir konuda verilen hakem kararları iptal edilebilmekte; bu husus kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemeler tarafından re'sen dikkate alınmaktadır. Aynı ilke yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizinde de uygulanmaktadır. New York Sözleşmesi'nin V/2(a) maddesi uyarınca uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmaması, yabancı hakem kararının tenfizinin reddi sonucunu doğurabilecektir.

Bütün bu içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde, Türk hukukunda tahkime elverişlilik değerlendirmesinin giderek daha sistematik bir yapıya kavuştuğu görülmektedir. Bununla birlikte özellikle “iki tarafın iradelerine tabi olmayan işler” kavramının kapsamı ve kamu düzeniyle olan ilişkisi bakımından doktrindeki tartışmalar devam etmektedir.

4.2. Bu Çalışmada Benimsenen Yaklaşım

Tahkime elverişlilik kurumunun amacı, taraf iradesini ortadan kaldırmak değil; hukuk düzeninin korunması gereken temel alanları bakımından devlet yargısının münhasır yetkisini muhafaza etmektir. Bu nedenle tahkime elverişlilik değerlendirmesi yapılırken hareket noktası, tahkimi mümkün olduğunca sınırlandırmak değil; kanunun çizdiği sınırlar içerisinde tahkim kurumunun etkin biçimde uygulanmasını sağlayacak bir yorum benimsemek olmalıdır.

Kanaatimizce, kanun koyucunun açıkça tahkim dışında bıraktığı uyuşmazlıklar bakımından herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar, aile hukukundan doğan statü davaları, miras hukukunda kamu düzenini ilgilendiren talepler ve tarafların serbestçe tasarruf edemeyecekleri hukukî ilişkiler bakımından tahkime elverişsizlik, hukuk düzeninin bilinçli tercihidir. Bu alanlarda tahkim lehine yorum yapılması mümkün değildir.

Bununla birlikte, kanunun açıkça tahkim dışında bırakmadığı uyuşmazlıklarda tahkime elverişlilik değerlendirmesinin mümkün olduğunca dar yorumlanması gerektiği kanaatindeyiz. Özellikle yalnızca emredici hukuk kurallarının varlığından hareketle bir uyuşmazlığın tahkime elverişli olmadığının kabul edilmesi isabetli değildir. Zira özel hukuk alanında emredici hükümlerin bulunması, tarafların uyuşmazlık üzerinde tasarruf yetkisini her zaman ortadan kaldırmaz. Hakemler de tıpkı devlet hâkimleri gibi emredici hukuk kurallarını uygulamakla yükümlüdür. Bu nedenle emredici hükümlerin varlığı ile tahkime elverişlilik kavramı birbirinden farklı hukukî değerlendirmelere konu edilmelidir.

Aynı şekilde kamu düzeni kavramının da tahkime elverişlilik bakımından ölçüsüz biçimde genişletilmesi, tahkim kurumunun uygulama alanını gereğinden fazla daraltma sonucunu doğurabilir. Kamu düzeni kuşkusuz tahkime elverişlilik bakımından önemli bir ölçüttür. Ancak kanunun açıkça tahkim dışında bıraktığı alanlar dışında, yalnızca soyut biçimde kamu düzenine atıf yapılarak özel hukuk uyuşmazlıklarının tahkim dışında bırakılması, tahkim kurumunun gelişim amacıyla bağdaşmayacaktır. Tahkime elverişlilik değerlendirmesinin, her somut olayda uyuşmazlığın niteliği, tarafların tasarruf yetkisi ve talebin üçüncü kişiler üzerindeki hukukî etkileri birlikte dikkate alınarak yapılması daha isabetli olacaktır.

Tahkimin geliştirilmesi yalnızca tarafların menfaatine hizmet eden bir tercih değildir. Günümüzde devlet yargısının karşı karşıya bulunduğu yoğun iş yükü, yargılamaların uzun sürmesi ve makul sürede yargılanma hakkına ilişkin sorunlar dikkate alındığında, kanunun izin verdiği özel hukuk uyuşmazlıklarının tahkim yoluyla çözümlenmesi hem tarafların daha kısa sürede sonuca ulaşmasını sağlayacak hem de devlet yargısının etkinliğine katkıda bulunacaktır. Özellikle teknik bilgi gerektiren ticari uyuşmazlıklarda, alanında uzman hakemler tarafından yürütülen tahkim yargılamasının taraflara önemli avantajlar sağladığı tartışmasızdır.

Bu Çalışmada Benimsenen Yaklaşım

Tahkime elverişlilik hükümleri yorumlanırken esas alınması gereken yaklaşım, tahkimi istisna olarak daraltan bir anlayış değil; kanunun açıkça yasakladığı alanlar saklı kalmak kaydıyla taraf iradesini ve tahkim kurumunun amacını gözeten tahkim lehine yorum anlayışıdır.


5. Sonuç

Tahkime elverişlilik, tahkim hukukunun uygulanma alanını belirleyen temel kurumlardan biridir. Taraflar arasında geçerli bir tahkim anlaşmasının bulunması tek başına yeterli olmayıp, uyuşmazlığın hukuk düzeni tarafından tahkim yoluyla çözümlenmesine izin verilen bir nitelik taşıması da zorunludur. Bu nedenle tahkime elverişlilik, tahkim anlaşmasının uygulanabilirliğini, hakem heyetinin yetkisini, hakem kararlarının iptalini ve yabancı hakem kararlarının tanınması ile tenfizini doğrudan etkileyen kamu düzenine ilişkin bir kurum niteliği taşımaktadır.

Türk hukukunda HMK m. 408 ile MTK m. 1/4 hükümleri ortak bir sistem benimsemekte; taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklar ile tarafların serbestçe tasarruf edemeyecekleri işlerden doğan uyuşmazlıkları tahkim dışında bırakmaktadır. Bununla birlikte uygulamada belirleyici olan husus, uyuşmazlığın ait olduğu hukuk dalından çok, ileri sürülen talebin hukukî niteliği ve doğuracağı sonuçlardır. Nitekim Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları da giderek bu doğrultuda gelişmekte; aynı hukukî ilişki içerisinde farklı talepler bakımından farklı tahkime elverişlilik sonuçlarına ulaşılabileceğini göstermektedir.

Bu çalışmada ulaşılan sonuç, tahkime elverişlilik hükümlerinin yorumunda hareket noktasının tahkimi daraltmak değil, kanunun açıkça tahkim dışında bıraktığı alanlar saklı kalmak kaydıyla tahkim kurumunun etkin biçimde uygulanmasını sağlayacak bir yaklaşım olması gerektiğidir. Böyle bir yorum, hem taraf iradesine daha geniş bir uygulama alanı tanıyacak hem de devlet yargısının iş yükünün azaltılması, makul sürede yargılanma hakkının güçlendirilmesi ve ticari hayatın ihtiyaçlarının karşılanması bakımından tahkim kurumunun üstlendiği fonksiyonun daha etkin şekilde yerine getirilmesine katkı sağlayacaktır.


6. Sık Sorulan Sorular

Tahkime elverişlilik ne anlama gelmektedir?

Tahkime elverişlilik, bir uyuşmazlığın devlet mahkemeleri yerine hakemler tarafından çözümlenmesine hukuk düzenince izin verilmesini ifade eder. Tarafların geçerli bir tahkim sözleşmesi yapmış olmaları tek başına yeterli olmayıp, uyuşmazlığın niteliği itibarıyla tahkime elverişli olması da gerekir.

Her özel hukuk uyuşmazlığı tahkim yoluyla çözülebilir mi?

Hayır. Kural olarak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıkları tahkime elverişlidir. Buna karşılık kanunun açıkça tahkim dışında bıraktığı taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar ile tarafların serbest iradelerine tabi olmayan işler tahkim yoluyla çözülemez.

Tahkime elverişlilik bakımından en önemli ölçüt nedir?

Türk hukukunda temel ölçüt, tarafların uyuşmazlık konusu hak üzerinde serbestçe tasarruf edip edemeyecekleridir. Bu nedenle uyuşmazlığın ait olduğu hukuk dalından çok, ileri sürülen talebin hukukî niteliği ve doğuracağı sonuçlar önem taşımaktadır.

Emredici hukuk kurallarının bulunması uyuşmazlığı otomatik olarak tahkime elverişsiz hâle getirir mi?

Hayır. Bir uyuşmazlıkta emredici hukuk kurallarının bulunması tek başına tahkime elverişsiz olduğu anlamına gelmez. Hakemler de devlet mahkemeleri gibi emredici hukuk kurallarını uygulamakla yükümlüdür. Önemli olan, uyuşmazlığın tarafların serbestçe tasarruf edebilecekleri bir hakka ilişkin olup olmadığıdır.

Hakem kararı tahkime elverişli olmayan bir konuda verilirse ne olur?

Tahkime elverişli olmayan bir konuda verilen hakem kararı, milli tahkim bakımından HMK m. 439; milletlerarası tahkim bakımından ise MTK m. 15 uyarınca iptal edilebilir. Ayrıca yabancı hakem kararlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizi aşamasında da tahkime elverişlilik mahkeme tarafından re'sen dikkate alınmaktadır.

Milli tahkim ile milletlerarası tahkim bakımından tahkime elverişlilik farklı mıdır?

Hayır. HMK m. 408 ile MTK m. 1/4 esas itibarıyla aynı sistemi benimsemektedir. Her iki düzenleme de taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklar ile tarafların serbestçe tasarruf edemeyecekleri uyuşmazlıkları tahkim dışında bırakmaktadır. Aralarındaki temel fark, uygulanacak usul hükümleri ve yabancılık unsurundan kaynaklanmaktadır.


7. Bilgilendirme

Bu makale, tahkime elverişlilik kurumuna ilişkin yürürlükte bulunan mevzuat, güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları ile öğretideki görüşler esas alınarak hazırlanmıştır. Makalede yer alan değerlendirmeler genel bilgilendirme amacı taşımakta olup herhangi bir somut uyuşmazlığa ilişkin hukukî mütalaa veya danışmanlık niteliğinde değildir.

Tahkime elverişlilik değerlendirmesi, her uyuşmazlığın kendine özgü özellikleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Aynı hukukî ilişki içerisinde ileri sürülen farklı talepler bakımından dahi tahkime elverişlilik sonucunun değişebilmesi mümkündür. Bu nedenle tahkim şartının hazırlanması, hakem yargılamasının başlatılması, hakem kararlarının iptali veya yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi gibi konularda somut olayın özelliklerine göre profesyonel hukukî destek alınması önem arz etmektedir.

Bu makalede yer verilen açıklamalar, yazının hazırlandığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ve yayımlanmış yargı kararları esas alınarak kaleme alınmıştır. Mevzuatta veya içtihatlarda meydana gelebilecek değişiklikler, burada ulaşılan sonuçların yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.

8. Hukuki Danışmanlık

Tahkim anlaşmalarının hazırlanması, tahkim şartlarının geçerliliğinin değerlendirilmesi, milli ve milletlerarası tahkim yargılamalarının yürütülmesi, hakem kararlarının iptali, yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi ile tahkime elverişlilikten kaynaklanan uyuşmazlıklar hakkında hukukî danışmanlık almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Özellikle;

  • Tahkim şartı ve tahkim sözleşmesinin hazırlanması,
  • Tahkime elverişlilik konusunda ön hukukî değerlendirme yapılması,
  • HMK ve MTK kapsamında tahkim yargılamalarının yürütülmesi,
  • Hakem kararlarının iptali davalarının takibi,
  • Yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi,
  • Ticari sözleşmelerden kaynaklanan milli ve milletlerarası tahkim uyuşmazlıkları,

konularında müvekkillerimize kapsamlı hukukî danışmanlık ve uyuşmazlık çözüm hizmeti sunmaktayız.

Hukuki Danışmanlık Talep Edin

9. Yararlanılan Yargı Kararları

Bu makalenin hazırlanmasında başta aşağıdaki yargı kararlarından yararlanılmıştır:


10. Yararlanılan Kaynaklar

Makalenin hazırlanmasında aşağıdaki temel eserlerden yararlanılmıştır:

Kitaplar

Doktora ve Yüksek Lisans Tezleri

Makaleler