Gayrimenkul Hukuku • Eşya Hukuku
Ana SayfaMakalelerTapu İptal ve Tescil Davalarında İspat Rejimi ve Pratik Riskler

Tapu İptal ve Tescil Davalarında İspat Rejimi ve Pratik Riskler

Tapu sicilinin düzeltilmesi davalarında yolsuz tescil, ispat yükü ve üçüncü kişinin iyiniyeti; güncel Yargıtay içtihatları, 2025 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı ve 2026 usul değişiklikleri ışığında incelenmektedir.

📅 22 Temmuz 2026🔄 23 Ağustos 2026📖 16 Dakika Okuma👁 —⚖️ Gayrimenkul Hukuku

Tapu İptal ve Tescil Davalarının Hukukî Çerçevesi

Kısa Cevap

“Tapu iptal ve tescil davası” uygulamada tek bir hukukî sebebe dayanan yeknesak bir dava türünü ifade etmez. Tapu sicilindeki kaydın gerçek hak durumunu yansıtmadığı hâllerde, uyuşmazlığın sebebine göre TMK m. 1025 kapsamında sicilin düzeltilmesi, TMK m. 716 kapsamında tescile zorlama veya özel bir hukukî sebebe dayanan iptal ve tescil talebi gündeme gelebilir. Davanın sonucu; yolsuzluğun kaynağının doğru belirlenmesine, maddi vakıaların somutlaştırılmasına, ispat yükü ve delil rejiminin doğru kurulmasına ve özellikle üçüncü kişinin TMK m. 1023 kapsamındaki iyiniyetinin korunup korunmayacağının tespitine bağlıdır.

Tapu sicili, aynî hakların açıklığı ve taşınmaz işlem güvenliği bakımından merkezî öneme sahiptir. Bununla birlikte sicildeki kayıt maddi hukuk bakımından gerçek hak durumuyla her zaman örtüşmeyebilir. Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur; bu nedenle aynî hakkı zedelenen kişinin hangi maddi hukuk sebebine dayanacağı ve sicilin düzeltilmesini hangi kapsamda talep edeceği belirleyicidir.


1. “Tapu İptal ve Tescil Davası” Kavramı ve Hukukî Niteliği

Uygulamada “tapu iptal ve tescil davası” ifadesi, tapu sicilindeki kaydın iptali ile hak sahibinin adına yeni bir tescil yapılmasını amaçlayan farklı talepler için ortak bir ad olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte bu ifade, maddi hukuk bakımından tek ve bağımsız bir dava sebebini göstermez. Uyuşmazlık; yolsuz tescilin düzeltilmesine, tescile zorlama borcuna, muris muvazaasına, vekâlet görevinin kötüye kullanılmasına, inançlı işleme, ehliyetsizliğe, sahteciliğe veya başka bir hukukî sebebe dayanabilir.

Bu ayrım yalnız terminolojik değildir. Dayanılan hukukî sebep; taraf sıfatını, ispat yükünü, kullanılabilecek delilleri, üçüncü kişinin iyiniyet savunmasının etkisini ve talep sonucunun nasıl kurulacağını değiştirebilir. HMK m. 33 gereğince hukuku hâkim re'sen uygular; buna karşılık maddi vakıaların ileri sürülmesi ve somutlaştırılması taraflara aittir. Bu nedenle dava dilekçesinde soyut hukukî etiketlerin sıralanması yerine, mülkiyet hakkını zedeleyen olay örgüsünün açık ve denetlenebilir biçimde ortaya konulması gerekir.

Terminolojik Ayrım

TMK m. 1025 kapsamındaki tapu sicilinin düzeltilmesi davası ile bir kişisel hakka dayanarak mülkiyetin devrini amaçlayan tescile zorlama talebi aynı hukukî kurum değildir. Uygulamadaki “tapu iptal ve tescil” üst başlığı, somut uyuşmazlığın gerçek maddi hukuk temelinin ayrıca belirlenmesi gereğini ortadan kaldırmaz.


2. Yolsuz Tescil ve Tapu Sicilinin Düzeltilmesi

TMK m. 1024 uyarınca bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Aynî hakkı yolsuz tescil, terkin veya değişiklik nedeniyle zedelenen kişi ise TMK m. 1025 uyarınca tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. Bu yapı, tescilin şeklen sicilde mevcut olmasının maddi hukuk bakımından her zaman geçerli bir aynî hak kazanımı doğurmadığını gösterir.

Yolsuzluk başlangıçtan itibaren bulunabileceği gibi sicilin sonradan gerçek hak durumuyla bağdaşmaz hâle gelmesiyle de ortaya çıkabilir. Ehliyetsizlik, sahtecilik, temsil yetkisinin bulunmaması veya aşılması, muvazaa ve geçersiz hukukî sebep ilk gruba; bazı sicil dışı değişiklikler veya sözleşmesel ilişkinin sonradan ortadan kalkmasının sicile yansımaması ise ikinci gruba örnek oluşturabilir.

Ancak yolsuz tescilin varlığı tek başına her durumda sicilin eski hâline döndürülmesini sağlamaz. Sicile güvenerek aynî hak kazanan üçüncü kişinin TMK m. 1023 kapsamında korunup korunmayacağı ayrıca incelenmelidir.


3. Tapu Siciline Güven ve İyiniyetli Üçüncü Kişi

TMK m. 1023, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir aynî hak kazanan üçüncü kişinin kazanımını korur. Böylece hukuk düzeni bir tarafta gerçek hak sahibinin mülkiyet hakkını, diğer tarafta tapu siciline güvenen üçüncü kişinin işlem güvenliğini dengelemektedir.

İyiniyet TMK m. 3 uyarınca kural olarak asıldır. Bununla birlikte durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişi iyiniyet iddiasında bulunamaz. TMK m. 1024 de yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişinin bu tescile dayanamayacağını düzenler. Bu nedenle inceleme yalnız alıcının sübjektif olarak “bilmiyordum” demesiyle sınırlı değildir; somut olayın bütün özellikleri değerlendirilir.

Yargıtay uygulamasında taşınmazın fiilî durumu, devreden ile devralan arasındaki yakınlık, kısa aralıklarla yapılan zincirleme devirler, ödeme olgusunun ispatlanamaması, rayiç değer ile satış bedeli arasındaki dikkat çekici fark ve önceki uyuşmazlıktan haberdar olma gibi olgular birlikte değerlendirilebilmektedir. Buna karşılık düşük bedel gibi tek bir olgu, her olayda kendiliğinden kötüniyet sonucunu doğurmaz.


4. Tapu İptal ve Tescil Taleplerinde Başlıca Hukukî Sebepler

4.1. Muris Muvazaası

Muris muvazaasında mirasbırakanın gerçek iradesi ile tapuda açıklanan işlem arasında bilinçli bir uyumsuzluk bulunur. Mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırma amacıyla gerçekte bağışlamak istediği taşınmazı satış veya başka bir ivazlı işlem görünümünde devretmesi hâlinde, görünürdeki işlem muvazaa; gizli bağış ise taşınmaz devrindeki resmî şekil kuralları bakımından değerlendirilir. İspatta tek başına bedel farkına değil; mirasbırakanın mal satma ihtiyacı, aile ilişkileri, alım gücü, gerçek ödeme ve olayın olağan akışı gibi olguların bütününe bakılır.

4.2. Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılması

Taşınmaz devri bakımından özel yetki verilmiş olması, vekile sınırsız tasarruf serbestisi tanımaz. TBK m. 506 uyarınca vekil, vekâlet verenin haklı menfaatlerini sadakat ve özenle gözetmelidir. Vekilin yetkisini vekâlet verenin menfaatine açıkça aykırı biçimde kullanması ve devralanın bu durumu bilmesi veya bilmesi gerekmesi hâlinde, üçüncü kişinin sicile güven koruması ortadan kalkabilir.

4.3. İnançlı İşlem

İnançlı işlem iddiasında taraflar, bir hakkın belirli amaçla devredilmesi ve amaç gerçekleştiğinde geri verilmesi konusunda anlaşırlar. Bu uyuşmazlıklarda yazılı delil ve delil başlangıcı meselesi özel önem taşır. Bu nedenle olayın yalnız “inançlı işlem” etiketiyle sunulması yerine, ileri sürülen maddi vakıaların başka hukukî sebepler bakımından da sonuç doğurup doğurmadığı dikkatle değerlendirilmelidir.

4.4. Ehliyetsizlik, Sahtecilik ve Temsil Sorunları

İşlem tarafının fiil ehliyeti, imzanın gerçekliği veya temsil yetkisinin varlığı tescilin hukukî sebebini doğrudan etkileyebilir. Bu tür uyuşmazlıklarda sağlık kayıtları, uzman incelemeleri, vekâletnameler, resmî senetler ve işlem tarihindeki olgular önem kazanır. Üçüncü kişinin iyiniyetinin hangi sakatlıkları ne ölçüde giderebileceği ise sakatlığın niteliğine göre ayrıca belirlenmelidir.

4.5. Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde yükleniciye yapılan pay devirleri ile yükleniciden aynî hak edinen üçüncü kişilerin durumu uzun süre tartışmalı olmuştur. Bu alanda 16.05.2025 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı, üçüncü kişilerin TMK m. 1023 kapsamındaki iyiniyetinin somut olarak incelenmesi gerektiğini kabul ederek önemli bir değişiklik yaratmıştır.

4.6. Taşınmaz Satış Vaadi ve Tescile Zorlama

Geçerli bir taşınmaz satış vaadi veya mülkiyetin devrini isteme hakkı veren başka bir kişisel hak, şartları varsa tescile zorlama talebinin temelini oluşturabilir. Resmî şekle aykırılık kural olarak geçersizlik sonucunu doğurmakla birlikte, tarafların edimlerini büyük ölçüde veya tamamen yerine getirdiği istisnaî olaylarda TMK m. 2 kapsamındaki hakkın kötüye kullanılması yasağının etkisi ayrıca değerlendirilir.


5. İspat Yükü ve Delil Rejimi

TMK m. 6 ve HMK m. 190 uyarınca, kanunda aksine özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia ettiği vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf bu vakıayı ispatla yükümlüdür. Tapu kaydının kendi aleyhine yolsuz olduğunu ileri süren davacı, dayandığı maddi vakıaları somutlaştırmalı ve ilgili delilleri usulüne uygun biçimde göstermelidir.

İspat rejimi hukukî sebebe göre değişir. Muris muvazaasında tanıklar ve fiilî karineler geniş bir önem taşırken; inançlı işlem iddiasında yazılı delil rejimi belirleyici olabilir. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasında vekilin talimat dışı davranışı, bedelin vekâlet verene aktarılmaması ve devralanın vekille ilişkisi; üçüncü kişinin kötüniyetinde ise devir zinciri, fiilî kullanım ve ödeme olguları önem kazanır.

Uygulama Açısından Kritik Nokta

Birden fazla hukukî sebebin yalnız adlarının dava dilekçesine yazılması ispat yükünü karşılamaz. Yargıtay kararlarında, hata, hile, gabin, ikrah veya vekâlet görevinin kötüye kullanılması gibi sebepler ileri sürülmesine rağmen bunları oluşturduğu iddia edilen vakıaların ve delillerin somutlaştırılamaması davanın reddi sonucunu doğurabilmektedir.


6. İyiniyet Karinesinin Çürütülmesi ve Fiilî Karineler

Üçüncü kişinin kötüniyetini ileri süren tarafın her zaman kişinin zihnindeki sübjektif bilgiyi doğrudan kanıtlaması mümkün değildir. Bu nedenle fiilî karineler önem taşır. Ancak hiçbir karine tek başına otomatik sonuç doğuran bir formül olarak görülmemeli; bütün deliller birlikte değerlendirilmelidir.

OlguHukukî Değerlendirmedeki Olası Önemi
Yakın hısımlık veya organik bağDevralanın önceki işlem veya uyuşmazlıktan haberdar olabileceğine işaret edebilir.
Çok kısa aralıklarla devirDevir zincirinin olağan ekonomik amaçla açıklanıp açıklanamadığının araştırılmasını gerektirebilir.
Bedel ve ödeme uyuşmazlığıRayiçten ciddi sapma ve gerçek ödemenin kanıtlanamaması diğer olgularla birlikte değerlendirilebilir.
Fiilî zilyetliğin devredilmemesiAlıcının taşınmazın gerçek durumunu bilip bilmediği bakımından önem taşıyabilir.
Dava, tedbir veya önceki uyuşmazlık bilgisiSomut olayda iyiniyet iddiasını doğrudan etkileyebilecek güçlü bir gösterge olabilir.

7. 16.05.2025 Tarihli E. 2024/1, K. 2025/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde yükleniciden aynî hak edinen üçüncü kişilerin durumu bakımından 16.05.2025 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı özel önem taşımaktadır. Önceki uygulamada yüklenicinin edimini yerine getirmemesi ve sözleşmeden dönülmesi hâlinde yükleniciden pay alan üçüncü kişilerin kazanımlarının korunması konusunda daha katı yaklaşımlar görülmekteydi.

2025/2 sayılı karar, üçüncü kişinin kazanımının TMK m. 3 ve m. 1023 çerçevesinde iyiniyet bakımından incelenmesini öne çıkarmaktadır. Bu nedenle yükleniciden aynî hak edinen üçüncü kişinin sırf sözleşmesel zincirde yer alması sebebiyle peşinen kötüniyetli kabul edilmesi yerine, iyiniyet veya kötüniyet somut vakıalar üzerinden değerlendirilmelidir.

İçtihadın Sonucu

Arsa sahibinin aynî talebi ile üçüncü kişinin tapu siciline güveni arasındaki uyuşmazlıkta artık somut iyiniyet incelemesi merkezî önemdedir. Devir tarihi, inşaatın fiilî durumu, ödeme, taraflar arasındaki ilişki ve üçüncü kişinin bilmesi gereken olgular birlikte değerlendirilmelidir.


8. Davanın Tarafları, Görevli ve Yetkili Mahkeme

Tapu sicilinin düzeltilmesini isteyen kişinin, aynî hakkının sicildeki yolsuz kayıt nedeniyle zedelendiğini ortaya koyması gerekir. Davalı tarafta ise kural olarak güncel kayıt maliki bulunmalıdır. Taşınmazın birden fazla kez el değiştirdiği veya ilk devralana karşı ayrıca şahsî tazminat talebi ileri sürüldüğü durumlarda taraf teşkili ve taleplerin hangi davalıya yöneltileceği ayrıca önem kazanır.

Taşınmazın aynına ilişkin davalarda HMK m. 12'deki kesin yetki kuralı gözetilir. Görevli mahkeme ise uyuşmazlığın niteliği ve özel düzenlemeler saklı kalmak üzere belirlenmelidir; genel nitelikteki mülkiyet ve tapu sicilinin düzeltilmesi uyuşmazlıklarında asliye hukuk mahkemesi temel görevli mahkemedir.

Mirasçılık, kayyımlık veya başka bir dosyanın taraf sıfatını doğrudan etkilemesi hâlinde ilgili yargılamanın bekletici mesele yapılması gerekebilir. Taraf sıfatındaki eksiklik, esasa ilişkin güçlü bir iddianın dahi sonuçsuz kalmasına yol açabilir.


9. İhtiyati Tedbir ve Üçüncü Kişiye Devir Riski

Dava konusu taşınmazın yargılama sırasında üçüncü kişiye devredilmesi, özellikle TMK m. 1023 korumasının gündeme gelmesi nedeniyle davanın fiilî ve hukukî sonucunu ağır biçimde etkileyebilir. Bu nedenle şartları varsa HMK m. 389 vd. uyarınca taşınmazın üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir talebi dava stratejisinin önemli unsurlarındandır.

Tedbir talebi otomatik olarak kabul edilmez. Talep eden tarafın yaklaşık ispat yükünü yerine getirmesi ve tedbirin şartlarını somutlaştırması gerekir. Bununla birlikte tapu kütüğüne işlenen bir tedbir şerhi, sonraki devralanın sicilde görünür hâle gelen uyuşmazlığı bilmediği yönündeki iddiasının değerlendirilmesinde belirleyici olabilir.


10. Talep Sonucu, Terditli İstem ve Tazminat

Talep sonucunun doğru kurulması, tapu uyuşmazlıklarında maddi hukuk kadar önemlidir. Sicilin düzeltilmesi amaçlanıyorsa iptal ve yeni tescilin hangi taşınmaz, pay ve kişi bakımından istendiği tereddütsüz biçimde gösterilmelidir. Tapu sicilinin maliksiz bırakılmaması ilkesi nedeniyle yalnız “iptal” ifadesiyle yetinilmesi uygulamada ciddi sorunlar doğurabilir.

Üçüncü kişinin TMK m. 1023 uyarınca korunması ihtimali varsa aynî talebin başarısız kalması durumunda başvurulabilecek şahsî talepler de dava kurgusunda düşünülmelidir. HMK m. 111 çerçevesinde terditli dava koşulları varsa, öncelikle tapu iptal ve tescil; bunun mümkün olmaması hâlinde sorumlu kişiden bedel veya tazminat talebi ileri sürülebilir.

2026 yılında HMK'da yapılan değişiklikler nedeniyle parasal taleplerin hangi dava türüyle ileri sürüleceği güncel usul hükümleri çerçevesinde ayrıca kontrol edilmelidir. Talep sonucunun, eski usul rejimine göre kaleme alınmış örnek dilekçelerden mekanik biçimde aktarılması hak kaybı yaratabilir.


11. Dava Değeri, Harç ve Davanın Yürütülmesinde Usulî Sorunlar

Dava değerinin doğru belirlenmesi, harç, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti bakımından doğrudan sonuç doğurur. Taşınmazın veya dava konusu payın değeri ile harçlandırılan miktar arasındaki uyumsuzlukların yargılamanın ilerleyen aşamalarında giderilmesi gerekebilir. Yargıtay kararlarında harcı tamamlanmayan değer üzerinden vekâlet ücreti hesabı yapılması veya farklı davalılar yönünden dava değerinin ayrıştırılmaması bozma sebebi olabilmektedir.

Usulî riskler yalnız harçla sınırlı değildir. Hukukî sebebin maddi vakıalarla ilişkilendirilmemesi, güncel kayıt malikinin davaya dahil edilmemesi, tescil talebinin eksik kurulması, üçüncü kişinin iyiniyetine ilişkin delillerin zamanında sunulmaması ve ihtiyati tedbirin geciktirilmesi davanın sonucunu etkileyebilir.

Dava Hazırlığında Kontrol

Güncel tapu kaydıyla yetinilmemeli; gerektiğinde tedavül kayıtları, tescile esas resmî senetler, vekâletnameler, azilnameler, ödeme belgeleri ve taşınmazın fiilî durumunu gösteren deliller birlikte incelenmelidir. Hangi belgenin gerekli olduğu ise her somut olayın hukukî sebebine göre belirlenir.


12. Değerlendirme ve Sonuç

Tapu iptal ve tescil uyuşmazlıklarında doğru yaklaşım, davayı yalnız tapudaki kaydın değiştirilmesine yönelik teknik bir talep olarak görmemektir. Öncelikle sicilin gerçek hak durumundan neden ayrıldığı belirlenmeli; ardından bu maddi vakıaların hangi hukukî korumayı doğurduğu, hangi taraflara karşı ileri sürülebileceği ve hangi delillerle ispatlanacağı tespit edilmelidir.

TMK m. 1023 ile korunan sicile güven ilkesi, yolsuz tescile dayanan her talebin otomatik olarak kabul edilmesini engeller. Buna karşılık iyiniyet koruması da sınırsız değildir. Üçüncü kişinin yolsuzluğu bildiği veya durumun gereklerine göre bilmesi gerektiği somut olgularla ortaya konulabiliyorsa TMK m. 1023 korumasından yararlanması mümkün olmayabilir.

Özellikle 2025/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, arsa payı karşılığı inşaat ilişkilerinde üçüncü kişinin durumunun peşin kabuller yerine somut iyiniyet incelemesiyle değerlendirilmesi gerektiğini belirginleştirmiştir. Bu gelişme, tapu sicilinin kamu güveni işlevi ile gerçek hak sahibinin mülkiyet hakkı arasındaki dengenin somut olay temelinde kurulması gerektiğini bir kez daha göstermektedir.

Sonuç olarak başarılı bir dava yönetimi; hukukî sebebin doğru teşhisine, vakıaların eksiksiz somutlaştırılmasına, hukukî sebebe uygun ispat stratejisine, üçüncü kişinin iyiniyetinin dikkatle değerlendirilmesine ve talep sonucunun usul hükümleriyle uyumlu kurulmasına bağlıdır.


13. Sık Sorulan Sorular

Tapu iptal ve tescil davası hangi hâllerde açılabilir?

Tek bir sebep yoktur. Yolsuz tescil, muris muvazaası, vekâlet görevinin kötüye kullanılması, ehliyetsizlik, sahtecilik, inançlı işlem veya kişisel hakka dayanan tescile zorlama gibi farklı hukukî sebepler gündeme gelebilir. Somut olayın maddi vakıaları hangi hukukî yolun uygun olduğunu belirler.

Tapuda malik görünen kişinin kaydı her durumda korunur mu?

Hayır. Tescil yolsuzsa gerçek hak sahibi TMK m. 1025 kapsamında sicilin düzeltilmesini isteyebilir. Ancak hakkı sonradan tapu siciline iyiniyetle güvenen üçüncü kişi kazanmışsa TMK m. 1023 koruması ayrıca değerlendirilir.

Üçüncü kişinin kötüniyetini kim ispatlar?

İyiniyet kural olarak asıldır. Bu nedenle üçüncü kişinin yolsuzluğu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ileri süren taraf kural olarak bu iddiasını ispatlamalıdır. Bununla birlikte dosyadaki olgular iyiniyet iddiasının dinlenemeyeceğini açıkça gösteriyorsa hâkimin bunu değerlendirmesi gerekir.

Düşük satış bedeli tek başına kötüniyeti kanıtlar mı?

Kural olarak hayır. Bedel farkı; akrabalık, ödeme yapılmaması, kısa süreli zincirleme devirler, taşınmazın fiilî durumu ve uyuşmazlıktan haberdar olma gibi diğer olgularla birlikte değerlendirildiğinde önem kazanabilir.

Dava açılırken ihtiyati tedbir istenmeli midir?

Taşınmazın üçüncü kişiye devredilmesi riski varsa ve HMK m. 389 vd. şartları gerçekleşmişse tedbir talebi önemli bir koruma sağlayabilir. Tedbirin gerekliliği ve yaklaşık ispat koşulu somut olayda ayrıca değerlendirilir.

Tapu iptal ve tescil davalarında genel bir zamanaşımı süresi var mıdır?

Bütün tapu iptal ve tescil taleplerine uygulanabilecek tek bir genel süre yoktur. Talebin aynî veya şahsî niteliği, dayandığı hukukî sebep ve özel kanun hükümleri sonucu değiştirir. Kadastro Kanunu m. 12/3 gibi özel hak düşürücü süreler de yalnız kendi uygulama alanlarında değerlendirilmelidir.


14. Yararlanılan Kaynaklar ve İçtihatlar

Mevzuat

Seçilmiş Yargı Kararları

Seçilmiş Literatür


Bilgilendirme

Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İçeriğinde yer alan açıklamalar yürürlükteki mevzuat, yargı kararları ve akademik değerlendirmeler çerçevesinde hazırlanmış olup somut olay bakımından hukukî görüş veya danışmanlık niteliği taşımaz. Tapu uyuşmazlıklarında hukukî sebep, süre, taraf sıfatı ve delil rejimi olayın özelliklerine göre değişebileceğinden somut dosya ayrıca değerlendirilmelidir.

Hukukî Danışmanlık

Tapu iptal ve tescil, yolsuz tescil, muris muvazaası, vekâlet görevinin kötüye kullanılması, inançlı işlem ve taşınmaz mülkiyetine ilişkin uyuşmazlıklar hakkında hukukî danışmanlık almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Hukukî Danışmanlık Talep Edin

İlgili Makaleler